ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2016 Perşembe

LONTANO - JEAN-CHRISTOPHE GRANGE


Jean – Christophe Grange’ın merakla beklenen yeni kitabı “Lontano” geçtiğimiz hafta yayınlandı. Dün gece bitirdiğim romanla ilgili kısa bir tanıtım yazısı hazırladım.. İçinde spoiler (sürpriz bozan) yoktur gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz..
Baştan söyleyeyim - ilk kez denediği bir şey bu Grange’ın - kitabın devamı var. Devam kitabı “Congo Requiem” Fransa’da yayınlanmış bizde de birkaç ay sonra çıkabilir. Arzu edenler bekleyip iki kitabı peş peşe okuyabilirler ama bu kitap tek olarak da okunabiliyor zira konu devam ediyor olsa da başka bir mecraya yöneliyor. Kitap nihayete eriyor bir şekilde.
656 sayfa. Gözünüze sayfa sayısına göre ince gelebilir. Kullanılan kağıdın kalitesinden kaynaklanıyor. Yine bilindik Grange tarzı: Ortalama 4 – 5 sayfadan oluşan bölümler. Her bölüm merak uyandırıcı şekilde sona eriyor ve arkasından genellikle başka bir konuya geçtiği için içinizdeki merak duygusu hiç azalmadan akıp gidiyor. Diyaloglar yine akıcı. Konu yine enteresan, sıra dışı .. Bir seri katil var. Ve onun peşinde polisler. Çözümü tahmin etmek kolay değil. Şaşırtıyor sizi.
Kitapta altı çizilecek cümle yok yazarın yaptığı alıntıları saymazsak. Grange edebiyat parçalayamıyor ya da bilerek parçalamıyor zira kaliteli yazdığı belli. İstese yapar aslında. Bir kaç kötü kitap yazmıştı meraklıları bilir “Kaiken” gibi örneğin.. Bir de çok beğenilen unutulamayan ilk kitapları “Kızıl Nehirler” , “Leyleklerin uçuşu” vardır. Lontano’yu ise ortalara koyabiliriz.
Kitabın bazı yerleri neredeyse +18’lik. Cinsellik ve şiddet dozu yüksek. Grange okumaya başlamak için iyi bir seçenek değil. Daha önce hiç bu yazarı okumamış olanlara yukarıdaki ilk kitaplarını öneririm. Kitapta çok enteresan alıntılar ve ek bilgiler var. Üzerinde çok çalışıldığı, emek harcandığı belli. Kurgu hatası bulmak zor. Yazılan her ayrıntı bir şekilde temellendiriliyor.
Lontano fazla yerel bir roman. Fransız okuyucular için elbet sorun yok ama bizim aşina olmadığımız yerleşik kültüre dair çok ayrıntı var. Bu nedenle çevirmen Tankut Gökçe sürekli dipnot eklemiş. Hiç bir Grange kitabında bu kadar dipnot hatırlamıyorum. Çevirinin çok iyi olduğunu da belirteyim bu arada ama bu dipnotlar akış hızını olumsuz etkiliyor bazı yerlerde.
Grange şu anda Dan Brown ile birlikte polisiye türünün en iyi yazarları arasında. İkisinin yeni kitabı da heyecanla beklenir. Edebiyatta polisiye türüne fazla değer biçilmez, çerezlik, tatilde okumalık vb. yakıştırmalar yapılır. Belki büyük kısmı böyledir de ama çok kaliteli yazarlar da vardır bu ikisi gibi örneğin.. Heyecan dolu bir okuma keyfi sunması yanında her iki yazarın kitapları da hayata ve insana dair çok şey öğretir. İçlerinde tarih, din, felsefe, sosyoloji, psikoloji vb. pek çok konuyu harmanlanmış olarak bulabilirsiniz. Boş kitap değillerdir.
Sonuç olarak.. Lontano’yu beğendim. Grange tutkunları zaten okuyacaktır. Kararsızlar için okuduğunuza değecek diyebilirim.
Altı çizilecek cümle yok demiştim ama yaptığı konuyla ilintili hoş alıntılar var onlardan biri ile bitireyim. ABD Başkanı Nixon’un sözüymüş:

“Aşk puro gibidir. Söndü mü tekrar yakılabilir. Ama hiçbir zaman aynı tat alınmaz.”

Keyifli okumalar

Yazan: Fatih Şua TAPAR

11 Mayıs 2016 Çarşamba

SATRANÇ - STEFAN ZWEIG




Stefan Zweig'in ölümünden hemen önce tamamladığı, yükte hafif pahada ağır denebilecek 83 sayfalık kısa ama dolu dolu kitabı...


Kitabın ismini ilk okuduğumda (kendimde bir satranç sever olarak )teorik bilgi vermiyorsa, satranç ile ilgili nasıl bir kitap yazılabilir diye düşündüm. Ama Zweig ruhsal analizler ile savaş ve satrancı mükemmel harmanlamış ...



Hikaye Newyork 'tan Buenos Aires 'e giden bir yolcu gemisinde tesadüfen karşılaşan dünya satranç şampiyonu,Dr. B ve sıradan bir yolcu arasında geçiyor. 


Dr. B ile insanın hiçlik karşısındaki ruhsal durumu,tepkileri, duyguları ve varolma çabası anlatılıyor. 2.dunya savaşında nazilerin Dr. B ye uyguladığı psikolojik işkenceyi okurken, her zaman etrafımızda olan ama hiç önem vermedigimiz şeylerin bizi nasıl hiçlikten kurtarıp, hayatımızı oluşturduğunu anlıyor insan...

"Dünyada hicbirsey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz. "Syf 37

Satranç ile köşeye sıkışmış, baskılara maruz bırakılmış insanın tepkileri, her adımın önemi, her hamleden sonra yeni oluşan olasılıkların tahmin edilmesi,önlem alınması, savunma, rakibi yenmek için tüm düşünce gücünü harcaması, tehlike anında çelik gibi bir irade ile tepkileri anlatılıyor. Satranç ta tıpkı savaş gibi ,zafere ulaşmak için her yolun denendiği bir oyun...

Stefan Zweig ve Satranç kitaplığımda yer alması gereken kitaplar listesinde yerini aldı. .

"Sonsuz eski,ama buna rağmen sonsuz yeniydi, kuruluşu bağlamında mekanikti, ama yalnızca imgesel gücü aracılığıyla etkinlik kazanabiliyordu,geometrik açıdan kaskatı bir uzamla sınırlıydı ve bu arada kombinasyonları bağlamında sınırsızdı, kendini sürekli geliştiriyordu, ama durağandı, hiçbir yere götürmeyen bir düşünce eylemiydi, hiçbir şey hesaplamayan bir matematikti, bütün halklara ve zamanlara ait bulunan, duyuları bilemek, ruhu gergin tutmak için dünyaya hangi tanrının getirdiği kimsece bilinmeyen tek oyundu "syf 12

Yazan: Mine HACIİSLAMOĞLU

9 Mayıs 2016 Pazartesi

ONCA YOKSULLUK VARKEN - EMILE AJAR


Okuyabileceğiniz en içli kitaplardan biri.. Madam Rosa; fahişelerin kaza ile hamile kalıp doğurdukları çocukları para karşılığı bakması için yanına bıraktıkları Yahudi bir kadın.. Momo; doğduktan hemen sonra bırakılan ve bir daha aranıp sorulmayan Arap bir çocuk..Kitap Momo’nun ağzından anlatılıyor. Başlıyorsunuz bismillah ikinci sayfada karşınıza şu paragraf çıkıyor:
"Madam Rosa'nın sadece ay sonunda gelen bir havale için bana baktığını önceleri bilmiyordum. Bunu öğrendiğim zaman artık altı ya da yedi yaşımı doldurmuştum, parayla bakıldığımı bilmek beni iyice sarstı. Madam Rosa'nın beni bedavaya sevdiğini, birbirimiz için bir anlam taşıdığımızı sanıyordum. bütün bir gece ağladım; ilk büyük kederimdi bu."
Ve böyle Momo’nun bazıları komik ama çoğu acıtan tespitleriyle akıp gidiyor kitap. Okunduktan sonra unutulamayacak kitaplardan..
"Önceleri annem olmadığını, hatta bir annem olması gerektiğini bile bilmiyordum.”
“Kaçmak diye bir şey yoktur orada olmayı istememek vardır”
“O kadar çok ağlıyordu ki çişim geldi”
"Çünkü mutluluk özellikle yokluğuyla tanınan bir merettir"
"Gebermek istediğiniz zamanlar, her zamankinden daha güzel olur çikolatanın tadı."

NOT: Kitabın üstünde yazar adı olarak Emile Ajar yazıyor ama böyle bir yazar yok aslında.. Romain Gary’nin “yalnızca kendim olmaktan bıkmıştım” gerekçesiyle kullandığı takma isim bu.

Yazan: Fatih ŞUA TAPAR

5 Mayıs 2016 Perşembe

ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR (GÖNÜLÇELEN) (THE CATCHER IN THE RYE) - JEOME DAVID SALINGER



Çavdar Tarlasında Çocuklar (The Catcher in the Rye) Jeome David Salinger’in 1951 yılında basılan romanıdır. Türkçe’ye ilk çevirisi 1967 yılında Fransızca versiyonundan yapıldığı için “Gönülçelen” adıyla da bilinir.

Kitap, Holden Caulfeld’in kendi ağzından okuldan atılmasıyla başlayan üç gününü anlatır. Varlıklı bir ailenin oğlu olan Holden daha öncede iki okuldan atılmıştır ve eve gidip ailesiyle yüzleşmek istememektedir.

Kitaba karşı tepkiler yayınlandığı yıldan itibaren çok farklıdır. Alışılmadık ölçüde parlak diye nitelenen roman, aynı zamanda monoton dili, bol argo ve küfür içeriği, dini kötülemesi ve rastgele cinsel ilişkiyi anlatması nedeniyle ağır eleştirilmiştir. 

John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar kitabından sonra Amerikada en çok yasaklanan ve okutulan kitap olmuştur. Kitabı okutan öğretmenler 70 yıllarda bile okuldan atılmıştır. 

Salinger, romanın başarısının ardından film yapılması için , Samuel Goldwyn’in teklifini kabul etmemiş ve Billy Wilder, Harvey Weinsteinve Steven Spielberg gibi isimlere kitabın haklarını vermemiştir. Salinger bir defasında Jerry Lewis’in Holden rolünü oynamak için yıllarca uğraştığını anlatmıştır.
Salinger bir söyleşisinde “Çocukluğum o kitaptaki oğlanınkine çok benzer geçti ... insanlara bundan bahsetmek büyük bir ferahlama getirdi.” demiştir.

Kitabı çok beğenenler olduğu gibi vakit kaybı görenler var ki, kitapla ilgili yorum yaparken 1950 yılında yazıldığını ve o zamanın toplumsal değerlerine göre değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. 

Kafası kavramlarla karışmış, hayata ergen memnuniyetsizliği ile bakan yolunu kaybetmiş bir genç olan Holden, ne kadar anne ve babasını eleştirse de ölen kardeşi, ağabeyi ve küçük kız kardeşine tapacak kadar sevgi besleyen bir çocuk ve yolunu bulmasını da bu sevgi sağlıyor.

Kitabın giriş cümlesi, edebiyat tarihinin en iyi 100 giriş cümlesinden biridir;

"Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını,tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum. Sonra, onlarla ilgili en ufak bir söz etsem, bizimkilere inmeler iner." (Coşkun Yerli'nin çevirisiyle)

Ve tabii kapanış cümlesi de en iyi 101 kapanış cümleinden biridir.; “Siz siz olun kimseye bir şey anlatmayın. Anlattınız mı bütün anlattıklarınızın eksikliğini duyarsınız.”(Coşkun Yerli'nin çevirisiyle)

Yazan: Mine GÜRÇİNER

25 Nisan 2016 Pazartesi

KAYIP HAYALLER KİTABI - HASAN ALİ TOPTAŞ

   Öyle güzel tasvirleri var ki dönüp dönüp tekrar okudum aynı yerleri. Kelimeler dans ediyordu adeta.Ne anlattığın değil nasıl anlattığın önemli derler ya işte tam da bunu hissettim ben bu kitapta.

   O kadar hikayenin içindeydim ki; Hamdi'nin dedesiyle sabah erkenden yollara düşüp kasabayı dolaştım unutamadığı aşkına rastlarız umuduyla.Kevser’le geceleri evlerin kapılarını pencerelerini tıklattım. Hamdi ve Hasan’la gizli gizli Şerif’in sinemasına girip film izledim her an yakalanma korkusuyla.Gökçe gelinle köşedeki mindere oturup derin düşüncelere daldım. Elif’le birlikte Hicabi’ye söylenip çaresizliğine ağladım.


   Tasvir sevenlere kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitap.

Tanıtan: Nilüfer AY KURT

22 Nisan 2016 Cuma

BİR SÜRE YERE PARALEL GİTTİKTEN SONRA - BARIŞ BIÇAKÇI


Hayatımızın aslında küçük hikayelerimizin toplamı bir roman olduğu gerçeğiyle yazılmış, içime işleyen bir Barış Bıçakçı kitabı. Bize armağan olarak sunulan hayatın saçma sapan anlamsız bir sonla bitebileceğini, bunun bir cevabı olmadığını korkularımıza hafif hafif dokunarak anlatıyor.


Bu kadar "bildik gerçekleri" usul usul yüzümüze çarpıyor. Okuduğum üç kitabı da aynı duyguları hissettirdi, anlattığı hepimizin sıradan hayatları. 

“Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa, aşağıdaki insanları gösterip, bir süre yere paralel gittikten sonra onlara anlayamayacakları şeyler anlattım, diyeceğim. Öyle olsun.”
 Yazan: Mine GÜRÇİNER

DEĞMEZ - İSMAİL GÜZELSOY


Değmez yeni okuduğum ve çok etkilendiğim, daha önceden neden farkedememişim diye hayıflandığım bir kitap.Roman aşkı, özlemi, ölümü, dostluğu, sihiri, mücadeleyi, tıp bilimini, umudu, öfkeyi  ve daha bir sürü şeyi anlatıyor. Kurgusu çok güzel, anlatım dili zengin.

    Değmez kelimesi içimi acıtmıştır hep. Bu altı harfli kelimeye sanki taşıyacağından çok fazla anlam yüklenmiş gibi gelir bana. Romanda da birkaç yerde geçiyor bu "değmez" ler. Değer mi değmez mi okuyup siz karar verin bence.

    Kitaptan bir alıntı:

     Onu bunu bilmem,mesut olabildiğin bir şey yapıyorsan sonuna kadar gideceksin, zira bu alemde bizi hırpalayan, üzen bunca şeyin karşısında bir nebze hoşluk yaşamamıza vesile olabilecek o kadar az şey var ki bir kuyumcu titizliğiyle bunları işlemek,çoğaltmak,zenginleştirmek lazım.

Yazan: Nilüfer AY KURT

20 Nisan 2016 Çarşamba

BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ - BARIŞ BIÇAKÇI


"Bizim Büyük Çaresizliğimiz" Ender, Çetin ve Nihal arasında geçen olayları anlatan bir roman. Hikaye eski Ankara’da geçiyor. Ender ve Çetin orta yaşlı iki arkadaş, Nihal ise üniversite öğrencisi. Annesi ve babasının ölümünün ardından Nihal'in abisi Fikret kendisi yurt dışında okuduğu için Nihal'i arkadaşları olan Ender ve Çetin'e emanet eder ve olaylar başlar.

Dostluk, aşk, merhamet, özlem ve en önemlisi de çaresizlik var her satırında.Okudukça kendinizden bir şeyler buluyorsunuz.

Orta yaşlı iki sıkı dost, genç bir kız ve imkansız bir aşkı yaşamalarını duygu yüklü bir şekilde anlatılıyor.İki arkadaşın aynı kıza aşık olması, bunun imkansızlığı ve hiçbir şey olmayacağını bilip, bunu kabullenmeleri bu yüzden bazen komik bazen de üzücü duruma düşmelerini görüyorsunuz.

Roman karşılıklı konuşmalar şeklinde değilde kahramanlardan Ender’in Çetin’e yazdığı bir mektup gibi kaleme alınmış,anlatımı bu şekilde olduğu için bir çırpıda okunup bitiyor.
Sözün özü "Bizim Büyük Çaresizliğimiz" okunması gereken nitelikli bir eser bence.



BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ * BARIŞ BIÇAKÇI
İLETİŞİM YAYINLARI *166 SAYFA

Yazar: Yunus Murat TUTUM

19 Nisan 2016 Salı

DÜŞÜŞ - ALBERT CAMUS


    Düşüş, Parisli bir avukat olan Jean- Baptiste Clamence’in hayatının zirvesindeyken kendisiyle yüzleşmesini,hayatını sorgulamaya başlamasını anlatıyor.Jean-Baptiste Clamence’in Amsterdam’da bir barda tanıştığı birine iç döküşü şeklinde geçiyor roman.Yabancı gibi birçırpıda okunan bir kitap değil.Yavaş yavaş,sindire sindire okunması lazım.

   Jean-Baptiste Clamence’in düşüşü okuyucuya da dokunuyor.Ne kadar benciliz,ne kadar ikiyüzlüyüz,gerçekleri olduğu gibi söyleme cesaretine ne kadar sahibiz,toplumda kalıplaşmış yargılara ne kadar bağlıyız gibi sorulara cevap aramamıza neden oluyor.

   Kitaptan bir alıntı:
   Hiç kimsenin masum olduğunu kesinlikle söyleyemeyiz,oysa herkesin suçlu olduğunu kesinlikle onaylayabiliriz.Her insan başkalarının suçuna tanıklık eder,inancım ve umudum bu benim.


Yazar: Nilüfer AY KURT
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...