TÜLAY ÇONKIR GÜLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TÜLAY ÇONKIR GÜLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2016 Pazar

BEN ARTIK KOCAMAN OLDUM - TÜLAY ÇONKIR GÜLER



Ben artık kocaman oldum, annem öyle söylüyor. Abla olacakmışım, yaşasın. Kardeşim gelince hiç canım sıkılmayacak, hep oyun oynayacağım onunla. Bir de ne desem yapacak, tabi yapar , ben annem babam ne dese yapıyorum. Madem büyüdüm o da beni dinleyecek.

Ben çok zekiymişim, dünyanın en akıllı çocuğu.Bunu nerden mi biliyorum, annem öyle diyor. Arkadaşlarımın hepsinden daha özelmişim. Öyleyim galiba. Annem , babam, anneanem, babaannem, Ahmet dedem , Hulisi dedem bana hep prensesim diyor. Aman o oyunu öyle güzel oynuyor, aman her şeyi hemen öğreniyor, aman çok zeki, aman çok güzel….Biraz korkuyorum, eğer yüzümde sivilce dedikleri o pis şey çıkarsa da çirkinleşirsem, yada okula başlayınca sınıf birincisi olamazsam beni sevmeyecekler mi ?

Şapşal Ayşe geçen gün sen aptalsın dedi bana. Çok komik , hiç üzülmedim, ağlamadım da . ben çok akıllıyım bikere akıllım dedim ona. Asıl aptal O. Annem diyo ki onun annesi de aptalmış. Herkes bana akıllısın derken o ne bilecek
. ………………………………………….

Annemin karnı gittikçe büyüyor. Kardeşim de kız olacakmış. Adını koymak için bütün aile uğraşıyor. Benim adıma yakın bir şey olsunmuş. Ablası gibi harika olsunmuş. Olsun , benim kadar harika olsun. Aptal Ayşe kardeşini kıskanıyor diye çok gülüyor annemler. Hep alay ediyorlar onunla ve annesiyle. Ayşenin annesiyle konuşurken ‘’üzülme canım, olur ‘’ falan diyor ama annemle anneannemi duyuyorum hep arkasından konuşurken. Bir çocuğu terbiye edememiş.
………………

Kardeşimin yatağı hazır , yarın annem hastaneye gidip onu oradan alacakmış, anlamadım ama sorunca sen küçüksün anlamazsın diyorlar. Hani büyümüştüm. Şu büyükler de çok tuhaf. Nereden ve nasıl gelecekse gelsin şu kardeşim. Annem son zamanlarda sadece onun gelmesi ile ilgili konuşuyor. Hep hayal kuruyor, çok çabuk yoruluyor ve artık benimle oynayamıyor. Artık gelsin de her şey eskisi gibi olsun. Sıkıldım beklemekten.

Bebek geldi. Küçücük kırmızı suratlı bir şey. Hep ağlıyor. Annem onu hep kucağında tutuyor. Onun memeye ihtiyacı varmış bir de annemin kucağında durmaya.Ben de gidip annemin kucağına oturayım dedim herkes güldü. Bebek miymişim, koca kızmışım. Canım sıkıldı. Neden sadece kardeşimle ilgileniyorlar anlamıyorum. Ben de çocuğum, tamam ablayım ama anneme de sarılmak istiyorum. Sevmedim bu abla olmak işini. Zaten benimle de oynamıyor.

Dedemlerin ikisi de bana habire şeker çikolata alıyor. Beni her zaman daha çok seveceklermiş, ilk göz ağrısıymışım (ne demekse), o pis kakalı şey yerimi dolduramazmış …ama ben oyun oynarken bir bakıyorum küçük hanım hooop kucakta. Beni görünce hemen bırakıyorlar. 

…………………………………………………………….

Artık annem bana prensesim de demiyor. Koş kızım bez getir, koş ıslak bezi getir, gürültü yapma, amma da yaramaz oldun, kardeşin,kardeşin,kardeşin………offf götürün bunu geldiği yere bu oyunu sevmedim. 
……………………………………………………………

Bugün aile doktorumuza gittik. Benim de gelmemi istemiş ebe teyzem. Tansiyon mu ne bir şey yaptılar. Önce biraz korktum sonra balon gibi şişecek dedi doktor teyzem .güldürdü beni. Kaç kiloyum , boyum uzamış mı diye baktılar. Kardeşimin de muayene olması lazımmış ben koltuğa oturdum akıllı akıllı. Doktor teyzemin verdiği çilekli şekeri yedim. Annem habire konuşuyor, kardeşimi anlatıyor. Çok başka bir bebekmiş. Uykuları çok düzenliymiş mesela , benim gibi değilmiş. Ben çok uykusuz bırakmışım onu. Sonracığıma benim gibi hemen emmeyi bırakmamış, mama peşinde koşturmuyormuş. Çok dikkatli bakıyormuş. Hemen anlıyormuş, bu yeni bebek bir başkaymış. Ablası gibi huysuzluk yapmıyormuş. Zaten ben kıskançlıklarımla annemi çileden çıkartıyormuşum. Hep ilgi bekliyormuşum. Artık büyümüşüm neymiş bu şımarıklıklarım. Vallahi bezmiş. Bebeğinin keyfini süremiyormuş. Anneanneme mi gönderselermiş biraz başlarını dinleselermiş….Doktor teyzem araya girip ama benim kızım çok iyi huylu annesi, o da biraz seninle vakit geçirmek istiyor olabilir , bir de öyle düşün dese de annem söylenmeye devam etti durdu.

Doktor teyzemin yanına gittim, kolunu hafifçe çektim bana bakıp gülümsedi. Söyle kuzum dedi. Doktor teyze senin çocuğun var mı dedim. Bir oğlu varmış, ama kocamanmış. İstanbul'da okuyormuş. Yani şimdi evde yokmuş.Kulağına bir şey söyliycem dedim. Eğildi beni öptü, söyle kuzum dedi. Ben senin kızın olayım mı dedim. Bana baktığında nedense gözleri dolmuştu.

Yazan: Tülay Çonkır GÜLER

14 Mayıs 2016 Cumartesi

ŞÜKÜRLER OLSUN BABAM ÖLDÜ - TÜLAY ÇONKIR GÜLER


Küçük çocuklar için anne baba çok kıymetlidir, bu kıymet bir zaman sonra sıradanlaşır. Günlük hayatta nasıl elimizi kolumuzu kullanırken o uzvun farkında değilsek, her şey sıradan geliyorsa işte o kadar sıradan hale gelir varlıkları, sevgileri. Küçük halimiz kadar muhtaç değilizdir onlara. Severiz, arada arar sorarız ama kendi kanatlarımız üzerinde uçmaya başlayınca , sorumluluklar artınca, dünya telaşı araya girince; bir görev , aradan çıkarılması gereken bir ödev gibi arar sorarız. Telefonu kapatır , hayatımıza devam ederiz. Sevmeye severiz de kendi evladımız kadar sık ve yüksek duygulanımla sarmayız……ta ki kaybetme korkusunu yaşatacak bir olayla karşılaşıncaya kadar.

Dört kız kardeşiz biz. Sevgi dolu, bizi hiç kırmayan , dışarıdan bakınca çok ciddi , ters gözüken ama pamuk kalpli bir adamdı benim babam.Benim babam dedim ya sanırdım ki en çok benim babamdı. Diğer üç kardeşim de aynı duyguları hissetti mi, bu hissi yaratan babamın başarısı mıydı hiç bilemedim. Cesaret edip soramadım. Alacağım cevaptan korktum sanırım. Kendimi diğerlerinden hep bir derece daha kıymetli hissettirdi bana. En çok bana güvendiğini, en çok beni sevdiğini düşünürdüm.

Sağlıklı bir adamdı, 69 yaşına kadar kendini delikanlı gibi hissettiğini, daha 18 yaşında olduğunu söylerdi. Arada baş ağrısından bahsederdi ama hiç sızlanmazdı.

Bir MR sonucu dünyamıza bomba gibi düştü. Kafa içinde on kafa çiftini saran , arka çukur tümörü tespit edildi. İyi huylu diyordu rapor. Ailedeki tek sağlıkçı benim. Herkes dönüp bana sordu ; ne olacak. Eh iyi huylu diyor, alınır biter sanıyorlardı. Büyük dedim , çok bir şey ifade etmedi. İyi bir cerrah bulunacak, gerekirse ülkenin en iyi ustasına ulaşılacak ve babam kurtuluverecekti. Çünkü iyi huyluydu.

Arkadan büyük savaşımız başladı. Babama bu haberi vermek tabi ki bana düştü. Çok sakin karşıladı, vade geldiyse ne yapalım dedi. Yok dedim babacım, o kadar kolay pes etmek yok. Pes etmedik gerçekten. Uzun soluklu bir mücadele verdik..Harika hocalar da gördük, nefret edilecek kadar etik dışı davrananlar da. İki büyük ameliyat ve özel bir ışın tekniği tedavi ile babacım 4 yıl kadar orta kalitede bir hayat sürdü. Sonra yavaş yavaş yatağa bağımlı hale geldi. Günden güne ağırlaştı ama bilinci hep açıktı.

Bu süreç bana babama tekrar çocukluktaki saflıkta sevgi gösterme, onu öpme koklama şansı verdi. Kaçınız babanıza ‘’ tatlım benim, tombişim, canımın içi diyorsunuz, durup durup öpüyorsunuz bilemiyorum ama ben hastalanmadan demiyormuşum. Bir fırsat yakaladım ve doya doya değerlendirdim.

Son altı ayı gözümüzün önünde eriyerek geçti. Ve benim kabuslarım arttı. Ne kadar daha kötüleşecekti, trakeostomi, decübit bizi neler bekliyordu. Yoğun bakıma kaldırıldı haberi şubat tatilinin ilk günü geldi. Tüm kardeşler memleketten uzak yaşıyoruz. Hemen toplandık. Bir haftalık bir yaşam mücadelesi başladı.

Orada da her gün daha kötüleşti.Onu son gördüğümde solunum cihazı bile akciğerlerin havalanmasına yetmiyordu. Yoğun bakım refakatçi odasında oturup uzun uzun ağladım ve ‘ Allahım eğer onu benim için tutuyorsan ne olur al artık , çektiği eziyet bitsin artık ‘’ diye dua ettim.Bu sırada kendimi daha önce hiç hissetmediğim manevi bir koridorla kaplı hissetmiştim. Bence babam da beni hissetti. Kalkıp eve gittim . Ben daha yoldayken, babamın 45 dakika resüsitasyonda uğraş verilmesine rağmen kurtarılamadığı haberi gelmişti. O benim hissettiğim, dualar ettiğim zamanlardı. O anda duyduğum acıyı ve rahatlama hissini ömrüm boyunca unutmayacağım sanırım. Bitmişti , acıları dinmiş, huzura kavuşmuştu. Tüm hastalık sürecinde ama özellikle son altı aydır yaşadığım korkular bitmişti.

Şimdi naçizane tavsiyem anne babanız yaşıyorsa gidin sarılın. Sevdiğinizi söyleyin, sevdiğiniz gösterin. Zor günler geçirdik ama aniden kaybetseydim ben bu fırsatı yakalamayacaktım. Ve anne babası ölen biri ‘’şükür ‘’ diyorsa eleştirmeyin. Bir evlat eğer babası öldüğünde ‘’ şükür öldü’’ diyorsa vardır bir bildiği.

Yazan: Tülay ÇONKIR GÜLER

10 Mayıs 2016 Salı

OLMADI BE HASAN AMCA - TÜLAY ÇONKIR GÜLER


Az değil 6 yıldır Aile Hekimleriydi, artık neredeyse ailedendi. Sıkıntılarını biliyor ve üzülüyordu. İyi adamdı Hasan amca. Efendiydi, saygılı ve anlayışlı.. Evin kadını –adamı. Bulaşıkçısı, temizlikçisi, aşcısı her şeyi...Bir de taktir edilse, bir güler yüz görse, ne gezer. Ancak söylenir, tafra yapardı ; huysuz Resmiye teyze.

Kadını sağlıklı hali ile görmemişti ama tahmin edebiliyordu. Bu tip insanları tanırdı. 23 yıllık hekimdi eh biraz tanısındı. İlk gördüğünde eklem şikayetleri sebebiyle evin içinde yardımla yürüyebilen, kontrolsüz bir diyabet hastasıydı. Zamanla yatağa bağımlı hale geldi. Ve kaprisler huysuzluklar arttı. Aynı apartmanda kapı karşı komşusu el değildi; oğlu ve gelini oturuyordu orada. Keşke el olsaydı, arada kapısını açıp hal hatır sorarlardı belki. O insanlara da hak veriyordu. Kim bilir neler yapmış, neler söylemişti. Eve gelen bakıcılar da durmuyor , daha ay dolmadan kaçıp gidiyordu. Buradaki denklemde tek çözümsüz Resmiye teyzeydi ona göre.

Hasan amca 2-3 haftada bir gelir, ikisinin de biten ilaçlarını yazdırır, biraz dertleşip giderdi. Aile Hekimi onu nasıl seviyorsa, Hasan amcanın da kendini öyle sevdiğini hissederdi. Tamam kızım, sen bilirsin kızım, ne yapalım kızım… iki lafından biri kızımdı. Olmayan kızı yerine koymuştu belki de , kim bilir?

Doktorların bazı hastaları özeldir. Onlar için ayrı sevinir ayrı üzülürler. Empati sempatiye döner ister istemez. İşte o özel insanlardandı Hasan amca.

Genel durumlarına bakınca Resmiye teyzenin yaşam beklentisi daha kısaydı. Resmiye teyze öldükten sonra biraz nefes alabilse , sağlıklı birkaç yılı olsa da hem ruhen hem de bedenen dinlense diye umut ederdi Hasan amca için.

O pazartesi yine gelmiş, ilacını yazdırmış, belediyenin temizlik için gönderdiği hanımların uzun süredir gelmediğini, zaten son bakıcının da kaçıp gittiğini söylemişti. Doktor belediyede çalışan meslektaşı ile iletişime geçmiş, Hasan amcaya ‘’sıkılma sen, bir iletişim sıkıntısı olmuş, doktor bey konuşacak’’ demişti. Sonra gitti Hasan amca.

Son kezmiş görüşmeleri. Salı günü sessiz sedasız , yormadan , üzmeden ayrılıvermiş bu dünyadan.

Doktor duyunca çok üzüldü."Olmadı be Hasan Aamca" dedi. "Sen kalacaktın, azıcık rahat edecektin, olmadı".

Aradan biraz zaman geçti, komşuları olan bir hasta geldiğinde Resmiye teyze nasıl, kim bakıyor diye sordu. Öldü dedi kadın. "Yok Hasan amcayı sormadım teyzeye kim bakıyor" kırkı çıkmadan o da gitti ardından dedi.

Ah be Hasan amca bu hiç olmadı, orada da rahat yok sana . Bari orada kafanı dinleseydin. Bu dünyada görmediğin huzuru orada yaşasaydın diye düşündü doktor saçma olduğunu bile bile. Özleyecekti Hasan amcayı, kalbinde; kaybettiği, sevdiği ve unutmayacağı hastalarının arasına yerleştirdi onu da. Nur içinde yatsın inşallah diye sessizce dua etti.

Yazan: Tülay ÇONKIR GÜLER
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...