Eskişehir'e bir kısa mola sonrası varmıştık. Eskişehir benim 8 sene yaşadığım şehirdi, 2 yıl lise ve 6.5 yıl fakülte. Gururla söylemeliyim ki ben bir Süleyman Çakır Kız Lisesi mezunuyum :) . Hem sevdiğim ve özlediğim bu şehri görmek istedim hem de oğlumu motive etmek istedim çünkü oğlum Batu da seneye gireceği LYS de babasının yolundan ilerleyip Tıp Fakültesi'nde okumak istiyordu ve belki de benim anlattıklarım yüzünden Eskişehir'e sempati duyuyordu.
ARABA SELFİMİZ :)
The Merlot'da konakladık. Hem uygun hem de güzel bir otel. Hemen altında adı sanırım Harbiye idi bir restorant var. Güney yemekleri yapıyor ama bizim gibi Kahramanmaraş'dan gelen bir aile için bu seçenek hiç cazip değildi. Biz zaten balaban yemeye karar vermiştik gelmeden önce Batu'yla :) . Önce biraz arabayla dolaştık, Eskişehir çok büyümüş ve güzelleşmişti. Doktorlar Caddesinde bir yerde balabanımızı yedik inanın tadı hala damağımda. Sonra Doktorlarda biraz turladık. Kızlar yorulunca kraliçe ve üç prensesi otele bırakıp biz baba oğul gecelere akmaya karar verdik.
İlk önce adalarda dolaştık. Eskişehir Tıp öğrencileri için bir mabet sayılabilecek kadar önemli olan Cafe Damla'yı oğluma göstermeliydim tabi ki çünkü babası okuldan çok orada vakit geçirmişti fakülte hayatında :) . Ne yazık ki Damla kapanmış yerine Puga Coffee isimli bir kahveci açılmıştı.
Oradan çıkıp Sakarya Caddesi'ndeki öğrenci evimi dışardan da olsa Batu'ya gösterdim. Ne güzel günlerimiz geçmişti orada Murat, Haldun, Deniz ve ben.
Oradan çıkınca nereye nereye derken Leman Kültür'e giriverdik ve baba oğul karşılıklı birer bira içtik. Sonra Doktorlar Caddesi ve KMP bizi yine çekti arabayı bırakıp biraz dolaştık, Özsüt'de birer tatlı ve kahveyle günü noktaladık. Otele döndük ve güzel bir uyku çektik.
İŞTE DAMLA CAFEMİZİN ESKİ YERİ
Oradan çıkıp Sakarya Caddesi'ndeki öğrenci evimi dışardan da olsa Batu'ya gösterdim. Ne güzel günlerimiz geçmişti orada Murat, Haldun, Deniz ve ben.
İŞTE ÖĞRENCİ EVİMİZ (BAYRAK ASILI OLAN)
Oradan çıkınca nereye nereye derken Leman Kültür'e giriverdik ve baba oğul karşılıklı birer bira içtik. Sonra Doktorlar Caddesi ve KMP bizi yine çekti arabayı bırakıp biraz dolaştık, Özsüt'de birer tatlı ve kahveyle günü noktaladık. Otele döndük ve güzel bir uyku çektik.
İŞTE BİRA :)
Sabah kahvaltımızı yapınca tamamlamamız gereken yeme içme ritüellerimiz olduğu aklımız geldi (zaten hiç aklımızdan çıkmamıştı) ama önce Batu Tıp Fakültesini görmek istedi. Her şey çok değişmiş, okulumu görmek beni gerçekten çok duygulandırdı şimdi yazarken bile içim ürperdi inanın.
İlk durak Pino'ydu ve tabi iki tane Pino Sandwich yenilecekti ve görev başarıyla tamamlandı :) . Sonra çibörek yemeliydik, 5 porsiyonun yiyemediğimiz kısmını paket yaptırdık, Pino'dan hemen sonra gidince yemek biraz zor oldu :) . Kutsal görevimizi Karakedi'de boza içerek tamamladık ve yine düştük yollara. Gönül Hamamyolu girişinde İnegöl köftesi yemeyi isterdi ama abartmanın alemi yoktu.
İŞTE PİNO SANDWICH
İŞTE ÇİBÖREK
İŞTE BOZA
Bu sefer hedef Edirne'ydi. Akşam akşam Bulgaristan'a geçmenin bir alemi yoktu ve Edirne'de konaklamaya karar verdik.
Akımızdan geçen rota araba vapuruyla Gelibolu Lapseki üzerinden Trakya'ya geçmekti. O yolu hiç kullanmamıştık ve merak ediyorduk ama fırtına sebebiyle bundan vazgeçtik ve trafiği göze alıp İstanbul üzerinden gitmeye karar verdik. İyi ki vazgeçmişiz çünkü seferler sabaha kadar yapılamadı o gün. Çok şanslıydık İstanbul trafiğini hiç bu kadar sakin görmemiştim neredeyse hiç duraklamadan Edirne'ye vardık. Biz varmadan önce Edirne'de de fırtına varmış ve elektrikler uzun süre kesilmiş. Yine çok şanslı olduğumuzu farkettik.
O sıralar iş dolayısı ile yolum Edirne'ye çok düşüyordu ve hep Otel Margi'de kalıyordum ama çok sevdiğim bir doktor arkadaşım bana bir kurum misafirhanesinde yer ayırabileceğini söyleyince aile meclisi bunu mantıklı buldu. Daha ekonomik olacaktı ve zaten geç saatte girip erken çıkacağımız için otelin hiçbir ekstra imkanından faydalanamayacaktık. Misafirhanede lüks olmasa da temiz ve rahat bir gece geçirdik.
Sabah hafif bir kahvaltı sonrası biraz şehri dolaştık ve yola çıktık. yaşadığımız "börek" olayı, Bulgaristan'a girişimiz ve oradaki ilk günümüz bir sonraki yazıda.
Yazan: Oktay Tolga BÜYÜKHİLAL









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder