Tekneye doluşan gençlerin kahkahalarıyla, dalgaların ve rüzgarın sesi birbirine karışıyordu. Kadriye tekneye adım attığı andan itibaren sanki Tolga’nın şeytan tüyünden nasibini almış gibi onun, etrafında toplanan kalabalığa yaptığı esprilere sesli gülücüklerle karşılık veriyordu. Ozan ise teknenin kalkışında Cafer kaptanla yolculuk hakkında bir görüşme yapmak için gruptan uzaklaşmıştı. Geri dönerken duyduğu sesli gülücükler, içindeki karmakarışık duygulara tuhaf bir yanma hissi ekledi. Yönünü değiştirdi, teknenin en tenha ucuna doğru ilerledi. Derin derin nefes aldı… Bütün yıl bunun hayalini kurmamış mıydı, öyleyse neden kaçıyordu ki? İstediğin şey için uğraşmak gerekmiyor muydu? Niye saklanıyordu? Sesi de güzeldi Ozan’ın… Okul korosunda hep bir solo şarkısı olurdu. İsmine çekmişti belki de. Aklına parlak bir fikir geldi. Hızlı adımlarla kalabalığa doğru ilerledi. Ve yine tanıdık bir kahkaha seni… Ah, bu kız onu gülüşüyle hem mutlu ederken, aynı zamanda nasıl bu kadar üzebiliyordu? O Tolga’nın suratına şu an zevkle bir yumruk geçirebilirdi! Dişlerini sıktı! “Ha gayret, başla Ozan” dedi. Önce ellerini çırparak herkesin dikkatini kendi üzerine çekti. “Arkadaşlar bir önerim var, Cafer Kaptan bizi en güzel koylara götüreceğine söz verdi, bu güzel gezimizde biz de aramızda şarkı söylemeyi sevenler varsa onlara eşlik etsek, ne dersiniz?” Islık sesleri ve alkışlar yükseldi… “Gönüllü var mı?” Ve sessizlik, herkes yere ya da yana doğru bakışlarını kaçırdı. Ozan gözlerini Tolga’ya dikti. Göz göze geldiklerinde “Ne dersiniz, Tolga’nın bu neşesini sahnede de görelim mi?” diyerek alkış ve ıslık seslerini tekrar yükseltti. Tolga kaşlarını olmaz anlamında yukarı kaldırıyor, suratındaki neşeli ifade yerini tedirginliğe bırakmış görünüyordu. Ozan tekrar söze girdi, “pekala ilk gönüllü ben olacağım.”
SÜHEYLA ATALAY 10
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder