Hep birlikte oturdular yer sofrasına. Mavi kareli sofra altı ayağının altındaydı. Kızdı annesi.
‘’Günah olur’’ dedi. ‘’ Basılmaz onun üstüne, Allah çarpar sonra seni ‘’
Aslında pijamasına benziyordu deseni. Pijamasında, koyu griden karaya birbiri içinden geçiyordu kareler.
''Keşke kırmızı olsaydı pijamam'' diye düşündü, rüyaları da kırmızı olurdu belki. Oysa şimdi kara rüyaları, karabasan gibi, aynı kara desenli pijaması gibi.
Kirini göstermesin diyeymiş. Deterjan parası çok tutuyormuş çabuk kirlenince.
Ayaklarını çekti hemen mavi kareli sofra altı bezinden. Çarpılmak istemezdi ne de olsa.
Bakır tepsi vardı üstünde. Kenarları kararmış. Kalaycı da geçmiyor ki ne zamandır.
Ortada kocaman bir tas tarhana çorbası. Çok moda olmuş şimdi şehirde. Çok para veriyorlarmış köyde yapılınca.
Annesi yapsa keşke çuvalla diye geçirdi içinden. Karşılığında sucuk alsa. Bir çuval tarhana, bir çuval sucuk.
Sahanda pişirse yağlı yağlı, Ekmeğini bansa içine. Parmağının kenarına bulaşsa. Hoop yalasa aşağıya akmadan. Annesi kızsa;
‘’ Damlatma üstüne yağını, deterjan parasına yetişemiyorum çamaşırlarınızı yıkarken.’’
Hoşaf da yapmış annesi. İçinde üzüm taneleri, komşu Şehriban Teyze vermiş üzümü. Halbuki vişne seviyor o. Ekşi ekşi.
Daldırdı kaşığını tasın içine. Üzümlerini seçiyor içinden. Kaşığıyla eline vuruyor annesi.
‘’Suyundan da al. Kardeşin de yiyecek tanelerini’’
Ama kardeşi zaten sevmiyor ki hoşafı. O ancak ekmeği kemirsin kabuk yerinden.
Ah keşke sucuk olsaydı şimdi.
Belki büyüyünce o da tarhana yapar. Hem de çuvalla. Satar şehirde. Çok para verirler. O da gider sucuk alır hepsiyle. Yapar sahanda. Yağlı yağlı.
Yazan: Huriye ÇAKMAK KELEŞ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder