Bir soğuk ürperti oldu önce. Hızla çarptım pencerenin ahşabı dökülmüş pervazına.
Sayısız çizgi vardı üzerinde, kabuk kabuk olmuş hayatlar gibi. Kim bilir ne yaşanmışlıklar gizliyordu o çizgilerin arasında. Ne kavgalara kulak kabartmıştı. Ne kahkahalar çınlatmıştı usta elinden çıkma gövdesini. Belki bir aşk hikayesiydi onu sağlam tutan senelerce. Tanıklık etmişti sevdaya. Belki de hüzünlü bir sondu, kim bilir…
Peki ya bu hanımeli, zambak ve gül kokuları karışmış eski odun kokusu. O nelerin izlerini saklıyordu içinde. İçime çektim olabildiğince. Hissetmek istiyordum hepsini de. Hayal etmek ama yaşamak aynı zamanda...
Ayrıldığım binlerce damla, her biri ayrı yerde, ayrı bir dünyayı keşfediyordu şimdi. Birazdan yine geldiğim yere, toprağa dönecektim. Sonsuzluktan gelip, özgür ve tek olduğum şu andan sonra, yine hiç olmamış gibi, ‘’hiç ‘’liğe yol alacaktım hızla.
’’Bırakma beni’’ dedim sessizce. ’’Seninle kalayım’’.
Korktu benden nedensiz. Belli ki hazır değildi benimle birlikte sonsuz olmaya. Yol verdi çizgiler arasından soğuk cama doğru kendince...
Acaba o da bana fısıldar mı geçmişten bir şeyler diye kulak kabarttım ama nafile. Usta eli görmemiş, özenle can verilmemiş, nakış nakış işlenmemiş cam, bana tüm gerçekliği ve çıplaklığı ile bir dünya sunuyordu şimdi...
Gücüm tükenip de, umutsuzca kayarken aşağılara, cılız bir ışığın içinde bana bakan bir çift göz gördüm. Kalın kaşların altında, uzun kirpiklerin arasından çipil çipil bakan kapkara bir çift göz. Olsa olsa bir çocuğa ait olabilirdi. Öyle saf, öyle içten, öyle sevecendi. Yanakları hafiften pembeleşmişti. Güldü ya da bana öyle geldi.
’’Al beni ‘’dedim ona da sessizce. Korkmadı. Daha yolun o kadar başındaydı ki, sonsuzluk ulaşılabilirdi onun için. Açtı pencereyi. Elini uzattı…
Bir soğuk ürperti oldu yine. Acaba istediğim bu muydu? Bir çocuğun gözlerinde henüz yaşanmamış bir gelecek. Yoksa diğerleri gibi kendi ‘’hiç’’liğime mi yol almalıydım.
Bir yanda hayallerim, bir yanda kaderim…
Direnemedim bu sefer. Usulca kaydım toprağa doğru.
Gerilerden bir ses duydum. Gözleri kapkara, yanakları pembe bir çocuk konuşuyordu, yarı şaşkın, yarı üzgün…
’’Anne inan bana gülmüştü.Tam tutacaktım kayıverdi. Ben o damlayı istiyorum. Diğerlerini değil ‘’
Ve artık bir iz bırakmıştım dünyadan geçerken.
Önce, ahşap bir pervazın yaşanmışlıklarla dolu çizgilerinde. Sonra, duygusuz bir camın soğuk bedeninde.
En önemlisi de hayallerine inanan bir çocuğun kara gözlerinde…
Yazan: Huriye ÇAKMAK KELEŞ

"Olsa olsa bir çocuğa ait olabilirdi.Öyle saf..." Keşke hepimiz saf kalabilsek, şartı çocuk kalmaksa eğer; hiç büyümesek...Hayallerimizdeki "sevecen" dünya için "içten" gayret sarf edebilsek... Gözlerimizdeki "kara"lık bedenimizde kalsa, aydınlık yaşamlarla "hiç" olabilsek... Kelime seçimlerinizden çok etkilendim... Kaleminize sağlık...
YanıtlaSilÇok teşekkür ediyorum sevgili simsiyah :)
YanıtlaSilÇocuk kalma şansımız yok ama içimizdeki çocuğu yaşatmak bizim elimizde sanırım :)
''İçten'' sevgilerimle...