Saat altıda uyandı. Alarmı erteledi. Beş dakika sonra tekrar uyandı ve alarmı tekrar erteledi. Bunu saat altı buçuk olana kadar tekrarladı. Bu arada eşi tam altı kere kapıya geldi
-Haydi artık kalk geç kalacaksın! dedi.
Saat altı buçukta yataktan kalktı. Banyoya gitti işedi. Ellerini yıkadı. Dişlerini fırçaladı. Yüzünde burnunun üstünde çıkan sivilceyi gördü. Sıktı. İçinden çıkan beyaz irini sağ elinin işaret parmağının tırnağıyla aldı. İki tırnağı arasında ezdi. Yağlı yağlı tırnaklarına yayılan beyazlığı baş parmağının etli kısmıyla sildi. Midesi bulandı. Elini tekrar yıkadı. Tıraşını oldu. Cilt bakım losyonunu sürdü. Ellerini kokladı hoş kokuyorlardı. Tekrar yıkadı. Nihayet banyodan çıkmaya karar verdiğinde saat yediye yedi dakika vardı.
Yatak odasına gitti. Eşinin hazırlayıp koyduğu pantolon ve gömleğe baktı. Pantolonu giydi, banyoya gitti. Kirli sepetinden dün giydiği gömleği aldı. Kırışıklarını elleriyle düzeltip giydi. Ellerini tekrar yıkadı.
Kahvaltı sofrasına gitti. Eşi üzerindeki gömleği gördü.
-Ayy pis gömleği mi giydin, ütüsüz ütüsüz!
Ağzının içinde fısıldadı;
-Seviyorum bu gömleği…
-Ne geveleyip duruyorsun yine ağzının içinde. El alem ne diyecek? Ne biçim karısı var hem pis hem de ütüsüz gömlek giydiriyor kocasına.
Kahvaltısını etti. Yumurta, bir dilim ekmek, biraz peynir ve iki zeytin yedi. Her lokmayı yavaş yavaş çiğnedi. Her lokmadan sonra bir yudum çay içti. Tekrar banyoya gitti. Dişlerini fırçaladı. Ellerini yıkadı.
Yatak odasına gitti. Cüzdanını, el çantasına koydu. Anahtarlarını, şarj aletini de. Sonra hepsini tekrar çıkarıp yeniden koydu tek tek.
-Geç kalıyorsun, kaçıracaksın servisi!
Çoraplarını giydi. Yatağın üzerinde oturdu biraz. Düşündü… Çoraplarını çıkarıp tekrar giydi. Saatine baktı… Tekrar banyoya gitti. Ellerini yıkadı. Servis tam yedi kırkbeşte geliyordu. Karısı içeride hala söyleniyordu.
-Yavaş adam yavaş… Delirtir insanı! Bir toparlanıp çıkamaz. Her gün aynı terane. Giyin çık işte. Yok giyinir, soyunur, doldurur, boşaltır. El yıkar, diş fırçalar. Tekrar tekrar. Çatlatır insanı. Pis gömleği giymiş bu gün bir de. Ne biçim adam. Tertemiz gömlek dururken pis gömlek giyilir mi? Seviyormuş sözüm ona! El alem ne diyecek! Hep beni ayıplayacaklar! Geç kalacaksın, çık hadi!
Ses giderek yaklaştı, yaklaştı;
-Çıkar onu da temizini giy!
İçinden hesapladı. Durağa kadar 150 metre vardı. Tam tamına beş dakika yirmialtı saniyede alıyordu yolu. Şimdi çıksa şoför servisin kapısını tam kapatırken yetişebilirdi. Her gün yetişiyordu. Son ana kadar bekliyor, bekliyor ama yetişiyordu. Karısının telaşı, söylenmesi boşa gidiyordu. Geç kalmıyordu. Karısı ise geç kalacağını sanıyor geriliyordu. Bıyık altından sırıttı… Gerilsin birazcık o da bu kadarını hak ediyordu. Bıkmıştı dırdırından. Bıkmıştı…
Kapıyı çekti, evden çıktı. Karısı balkona çıktı. Seslendi. Bir an küçücük bir an içinde bir ümit uyandı.
-Güle güle git, hayırlı işler diyecek sandı…
Cırlak ses kulağına yetişti tam o sırada;
-Akşama geç kalma. İki ekmek, yoğurt bir de istediğim ojeyi almayı unutma bu sefer!
Başını çevirmedi, hatta duydum anlamında sallamadı bile.
-Duydun mu, duydun mu beni! Bir cevap bile vermez ne biçim adam!
Ses gittikçe uzaklaştı. Durağa neredeyse gelmiş sayılırdı. Bir anda fark etti ki servis kapısını kapatıyor. Koşmaya başladı. Şoför onu görmüş olabilirdi. Belki dururdu. Bu gün karısının seslenmesi onu yavaşlatmıştı. Tam sekiz saniye… Otobüs gidiyordu. O koşuyordu. Otobüsü kaçıracaktı. Otobüsün arkasından… Koştu, koştu…

En heyecanlı yerde bitti... yetişebildimi acaba otobüse 😊
YanıtlaSil